Çocuklar neden şiddete başvuruyor?

 20 Kasım, 1989 yılından bu yana Birleşmiş Milletler (BM) tarafından dünya genelinde çocukların karşı karşıya kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımak amacıyla “Dünya Çocuk Hakları Günü” olarak kutlanıyor. Çocuk Hakları Günü, eşitsizlik ve savaşların en ağır yükünü taşıyan çocuklara bir gün olarak armağan etme fikri 1925 yılında Cenevre’de yapılan Çocukların Refahı için Dünya Konferansı’nda ilan edildi.

 

 

 
 Çocuk ülkeden ülkeye yaş aralığı değişse de tanım ve gereksinimleri aynı olan bireylerdir. 18 yaşına kadar her insan “çocuk” sayılır. Çocukların yaşama- korunma- gelişme ve kendilerini ifade edebilme hakları vardır. Bu haklar Çocuk Hakları Bildirgesi ile güvence altına alınmıştır. Ülke olarak bizde bu bildirgeye imza atarak benimsemişiz.
 
Okulların önünde, sınıfta, öğrencilerin kendi aralarında, öğrenci-öğretmen, öğretmen-veli kavgalarını, şiddet olaylarını basında gördüğümüz de hepimizi derinden yaraladığı gibi ciddi düşüncelere de yönelmemiz gerektiğini de işaret etmektedir.
 Okula akademik eğitim almak, psiko-sosyal yönlerini geliştirmek, yurt, çevre ve hayvan hakları savunuculuğunu öğrenmek amacıyla gelen bu sevimli yavruların saldırgan davranışlara yönelmeleri, öğretmenlerine karşı olumsuz tutum ve davranışlarda bulunmaları, birbirlerine acımasız bir şekilde zarar vermelerinin sebebi nedir?
 Oyun- eğitim döneminde olan bu çocukların sevgi- saygı- hoşgörü- dostluk- paylaşımcılık özellikleri niçin yok olarak yerini kin- öfke- nefret- bencillik- öç alma duyguları alarak şiddete yöneliyorlar. Günlük yaşantımızda karşılaştığımız bireysel ve toplumsal şiddet olaylarının temelinde insanlık tarihi boyunca süregelen birikimlerin olduğu bilinen bir gerçektir. Diyalektik açıdan bakıldığında sebep- sonuç ilişkisi içerisinde nicel birikimlerin nitel sıçramasıdır. Ailesel, çevresel, bilinçsiz sosyal medya kullanımı, TV lerdeki şiddet içerikli dizi ve filmler, yanlış arkadaş ve çevresel faktörler.
 
 Sağlıksız yapılaşma, çarpık kentleşme, istem dışı göç, işsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, kontrolsüz nüfus artışı, eğitim düzeyinin düşüklüğü, bilgi eksikliği gibi birbirine bağlı birçok sorun nedeniyle sağlıklı çocuk yetiştirilememektedir. Çeşitli dönemlerde yaşanan sosyo-ekonomik krizler nedeniyle çocuklar eğitim ortamından erken kopartılmakta küçük yaşta sağlıksız ortamlarda iş yaşamına yönlendirilmektedir. Bu nedenle de sağlıksız iş kollarında çalışan çocukların ölüm ve hastalık haberlerine de üzülerek tanık olmaktayız. Ekonomik krizin derinleşmesi neticesinde (babanın işten çıkartılaması, işsizlik vs) çocuklar aileden kopmakta sokakta yaşayan ve sokakta çalıştırılan çocuklar sayısında ciddi artışlar olmaktadır.
 
Aile ortamında gerekli sevgi ve özgüven desteğini alamayan, çeşitli sebeplerle parçalanan ailelerde savunmasız ve korunmasız kalan çocuklar maalesef evden kopmaktadırlar. Suça karışma, sokağın olumsuz koşuklarından etkilenme riskleri yüksektir. Her türlü madde kullanma eğilimleri artmakta v e istemeyerek çevreye zarar vermektedirler. Son yıllarda yapılan araştırmalar madde kullanma yaşının 7,8 yaşlara indiğini ve kontrol mekanizmalarının yeterli gelmediği yönünde ciddi endişe ve kaygılar duyulmaktadır. Bu alanda yıllarca çalışan bir sosyal hizmet uzmanı olarak ülkemizin her bölgesinden hatta köylerinden bu maddeleri kullanan çocuklarla destek olmam amacıyla istekler gelmektedir. Okul içerisinde akademik eğitimi başarısız olan çocuklar gerekli desteği, ilgi ve sevgiyi görmedikleri zaman okuldan kopup olumsuz hareketler geliştirerek kendini farklı alanlarda kabul ettirmeye çalışırlar. Bu alanlar sokaktır, çeşitli suç örgütleridir, uçucu, uyuşturucu, yatıştırıcı madde kullanan ve satan sokak çeteleridir.
 
  Çeşitli sebeplere bağlı olarak okullarda suça karışan, birbirlerine karşı şiddet uygulayan bu çocukları incelediğimizde; çoğunlukla aile problemleri olan sorunlu çocuklar olduklarını görürüz. Çeşitli sebeplerle eğitimlerini yarıda bırakarak okuldan ayrılmış, akademik başarısızlığı nedeniyle okulca ve ailesi tarafından desteklenemeyen çocuklar olduklarını da görüyoruz. Okulda başarısız olan bu çocukların akademik ve sosyal yönden mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. Her bakan değiştiğinde sık, sık değişen yönetmelikler ve kanunlar veliler ve öğrenciler tarafından anlaşılamamakta, öğrencilerin yetenek ve seviyelerine uygun okul ve bölümlere yerleştirilmesi hususunda da sıkıntılar yaşanmaktadır. Eğitimde yaşanan sıkıntılar, ailelerin sosyo-ekonomik imkansızlıkları okul-aile- öğrenci ilişkilerinin sağlıklı yürümemesi nedeniyle okulda başarısız olan çocuklar bir dönem sonra farklı arayışlara girerek istemeden suça karışan, karıştırılan yönlendirilen, azmettirilen çocuklar grubunun üyesi olmaktadırlar. Bu nedenle çocukların okul içerisinde çok iyi denetlenmesi, kontrol edilmesi, desteklenmesi ve olumlu yönlendirilmesi gerekmektedir. Çocuk- aile- okul üçgeni içerisinde okul rehber öğretmenlerine büyük görev düşmektedir. Ancak rehber öğretmenlerinin sayılarının az olması öğrenci veli çalışmaları için gerekli alt yapısal sorunların giderilememesi nedeniyle sorunlu, sıkıntılı bu öğrencilerle yeterli mesleki, sosyal ve ailesel çalışmalarda eksik kalındığını görmekteyiz. Bu nedenle gelişmiş tüm ülkelerde olduğu gibi bizde de okul sosyal hizmetin mutlaka hayata geçirilmesine şiddetle ihtiyaç vardır.
 
  Sosyal hizmet uzmanı almış olduğu mesleki bilgi ile profesyonel yaklaşımla aile-okul-öğrenci arasındaki kopmaya yüz tutmuş bağların yeniden sağlam kurulmasında büyük fayda sağlayacaktır. Özellikle okul başarısı düşük olan çocukları çeşitli çalışmalarla (akademik, sanatsal, sosyo-kültürel) destekleyerek okulda kalmalarına imkân yaratacaktır. Bu amaçla rehber öğretmenlerinin sayısı artırılmalı, okullarda mutlaka sosyal hizmet uzmanı kadrosu ihdas edilmelerdir. Bugün 52 üniversitede sosyal hizmet bölümü açılmış olup her sene binlerce sosyal hizmet uzmanı mezun olmaktadır. Bir çocuğun okuldan kopup olumsuz olaylara karışarak kendisine, ailesine ve çevresine vermiş olduğu zararı düşündüğümüzde okullarda çalıştırılacak sosyal hizmet uzmanlarının getirdiği maliyet daha az olacağı tartışmasızdır. Unutmayalım ki bu çocuklar bugün sayıları çok ve küçükler yarın büyütecekler bizlerden kendilerine yardımcı olmadığımız için hesap soracaklar. Çocukların oyun çağında olduğu unutulmadan akademik, eğitimsel, kültürel ve sosyal çalışmalarına imkân yaratmalı her çocuğun farklı özellikte olduğunu unutmamalıyız.
 
  Okullarda imkânlar ölçüsünde sosyal- eğitimsel- kültürel- müzik ve spor çalışmaları genişletilmelidir. Özellikle derslerinde başarısız olan çocukların aileleri ile ilişkiye geçilerek mutlaka desteklenmesi gerekmektedir. Yerel yönetimler ailelere yönelik koruyucu, eğitici, destekleyici ve rehabilite edici çalışmalara destek vermeleri amacıyla sosyal belediyeciliğe yönelmelidirler. Mart ayında yapılacak seçimde yönünü sosyal belediyeciliğe çevirmiş yol, su, kaldırım belediyeciliği dışında başta çocuklar olmak üzere halkın sosyal sorunlarına eğilecek adayların desteklenmesinin yararlı olacağı kanaatindeyim. Aileler çocukların karşılaşacakları tehlikeler konusunda bilinçlendirilmelidirler. Özellikle son yıllarda artan çocuklara yönelik ihmal, istismar konusunda çocukların kendilerini nasıl korumaları gerektiği konusunda uzman kişilerce veliler bilinçlendirilmeli. Çocukların mutlu ve sağlıklı büyümeleri için gelin birlikte onları düşünelim. Ve onlar için bir şeyler yapalım. Dünya çocuk günü kutlu olsun.


Akademik Çözüm Ortakları